KÜÇÜK PARİS ‘’KARAAĞAÇ’’

Tarihi İpek Yolu üzerinde yer alarak  Avrupa ile Asya ticaret köprüsü görevini gören Türkiyenin Avrupaya açılan kapısı Edirne her konuda stratejik konumdadır. Edirne, Fatih Sultan Mehmedin doğduğu büyüdüğü, İstanbulun fethinin hazırlıklarının yapıldığı yüzyıllarca Osmanlı yönetiminin Avrupa siyasi ilişkilerinin görüşmelerine evsahipliği yapmış bir tarihi şehirdir. Her semtinin ayrı bir tarihsel özelliği olan şehrin Karaağaç semtinin bilinmeyen hikayesi de ilginçtir.

19. yüzyılda demiryolu teknolojisi sayesinde bir semtin ve bölgenin nasıl gelişim kazanarak yaşama neler kattığını ispatlayan Karaağaç Tren Garı ve demiryolu öyküsü önemli bir konudur. Lozan Antlaşması öncesi Karaağacın geçmişine bakarsak; Karaağaç semtinin olduğu bölgede, Rıfat Osman; Edirne fethi yıllarında “Maraş” adında bir köy olduğu ancak köy halkının anlaşmazlığının sonunda Eski Maraş - Yeni Maraş olarak ikiye ayrıldığı ve Eski Maraş’ın daha sonra Karaağaç adını aldığı belirtiliyor. Rabia Emekligil Erdoğdu 17.yüzyıl ve sonrasında Edirne Karaağaç bölgesinde Rum köylerinin olduğundan söz etmektedir.TBMM I. Meclisinde Edirne milletvekili Faik Kaltakkıran, Karaağaç ve Bosna Köyün bir Rum Köyü olduğunu, Edirneli bazı ailelerin yazlık evlerinin bu köylerde bulunduğunu, bu köylerin o zaman için, çevre halkı tarafından mesirelik ve eğlence bölgesi özelliğini gösterdiğini Lozan anlaşması tartışmalarında meclis konuşmasında dile getirmiştir. Osmanlı imparatorluğuna gelen elçiler ve hatırı sayılır yabancı konuklar, yaz aylarında mutlaka Meriç nehrinin Güney yakasında bulunan Karaağaç ve Bosnaköy’de misafir edilirlerdi. Edirne ve çevresi 19. Yüzyılda İpekböcekçiliği ve ipekçilik konusunda oldukça gelişmiş durumdaydı. Bölgede yaşayan Rum  ve Yahudiler ipek böçekçiliği ve ipek üretimi konusunda önemli hizmetler yapmışlardır. Karaağaç bölgesinde dut ağaçları ve bağ tarlalarının geniş bir saha kapladığı söylenmektedir. Günümüzde bile hala bacası duran ipek kozası işleme fabrikaları Karaağaç ta bulunmaktaydı. (Yunanistanda komşu şehir Sofuli bölgesinde ipekçilik hala devem etmektedir.) Geçmişte Türklerin sayısının çok az olduğu bu semtte günümüzde hiçbir Rum ve Yahudi aile yaşamamaktadır.

Küçük Paris Karaağaç

Osmanlı’nın Tanzimat Dönemi’ndeki yöneticileri, İstanbul’u Avrupa ülkelerine bağlayacak bir demiryolunun yapılması ile siyasi bütünleşme sağlanacağına inanıyorlardı. İstanbul’dan başlayarak, Edirne, Filibe ve Saraybosna’dan geçen ve Sava Nehri sınırına kadar uzanan, ayrıca bu hattan ayrılan kollarla Enez, Selanik ve Burgaz’ın birbirine bağlanması amacıyla demiryolunun yapımına 1870’de başlandı. İstanbul-Edirne-Sarımbey arasındaki demiryolu 17 Haziran 1873’de tamamlandı. Paris’ten Osmanlı’nın kalbi İstanbul’a uzanacak Şark Demiryolları fikrinin pekişmesi, özellikle bu ana hatta bağlanması düşünülen Rumeli Demiryolları ağı üzerindeki çalışmalar 19. yüzyılın ortalarından itibaren hızlandırılmıştır. Öte yandan Rumeli de artmaya başlayan ayaklanma ve karışıklıklar da Osmanlı yönetimini sıkıntıya sokmaya başlamıştı. 19. yüzyılın sonlarına doğru Balkanlar’da artan karışıklıklara çabuk müdahale edebilmek, asker sevkiyatı ve iaşeyi kolaylaştırabilmek için Rumeli güzergahındaki demiryolu hattını kurabilmek, önemli şehirlere gar binaları yapmak düşüncesi demiryolu yapımına önem kazandırmıştır. Şark Demiryolları projesi kapsamında Prusyalı  mimar August Jashmund tarafından projelendirilen Sirkeci Garı 1890 yılında açılır. O yıllarda Hendese-i Mülkiye Mektebi’nde (İ T Ü) ders veren Prusyalı mimardan etkilenen mimar Kemalettin 1912 de Karaağaç Tren Garını projelendirir  (Filibe, Softa, Selanik garlarının tasarımı da ona aittir) ve istasyon 1913-14 yıllarında tamamlanır. Edirne Karaağaç demiryolunun tamamlanması ve Tren Garının açılması sonrasında İstanbul’un Avrupa’ya açılan kapısı olan Edirne Garı bölgede büyük değişikler yaratmıştır.  Karaağaç Köyü hızla gelişmeye ve büyümeye başlamıştır. Eğlence ve dinlence mekanlarıyla küçük bir Avrupa kasabası haline gelmiştir. Edirne de açılan konsoloslukların temsilcileri Karaağaçta ikame etmişlerdir. Hızla artan nüfusla birlikte kısa süre içinde kaza konumuna geçen Karaağaç’a ‘Küçük Paris’ denmeye başlanmıştır. Balkan ve I. Dünya Savaşı esnasında zaman zaman el değiştiren Karaağaç, Fransız askerlerince kurulan ‘Müttefikler Arası Trakya Hükümeti’ ne de 7 ay boyunca merkezlik görevi üstlenmiştir.

Lozan Görüşmelerinde Karaağaç; Kurtuluş savaşı öncesi Yunan işgaline uğrayan Edirne ve Karaağaç savaş sonrasında imzalanan Lozan Antlaşmasında da yer almıştır. 20 Kasım 1922'de  İsviçre'nin Lozan kentindeki Rumine Sarayı'nda başlayan ve TBMM temsilcileri, Birleşik Krallık, İtalya, Fransa, Yunanistan, Romanya, Bulgaristan, Portekiz, Belçika ve Yugoslavya tarafından imzalanan bu anlaşmanın görüşmeleri 4 Şubat 1923'te kesilmiştir. 23 Nisan 1923'te görüşmeler tekrar başlamış ve  24 Temmuz 1923'te Lozan Barış Antlaşması imzalanmıştır. Görüşmeler devam ederken  TBMM I. Dönem 3. Yasama yılı ikinci celse görüşmelerinde  Lozan görüşmeleri hakkında meclise bilgi veren Rauf beyin açıklamalarından sonra, meclis üyeleri konu hakkında görüş ve açıklamalarda bulunurlar. (TBMM Tutanakları) Edirne milletvekili Faik bey ( Faik Kaltakkıran) ‘’Efendiler Karaağıcın bize verilmesi yetmez, Trakyanın yaşamaya siyasi ve askeriyesi ancak yaşama imkanının tatmin olunmasıyla mümkündür. Buda ancak asgari olarak 1913 hudutlarıyla mümkün olabilir…..bu bölgede birçok Türk köyleri vardır. Karaağacın bize bırakılmamasıyla  Mericin sağ sahilinde kalan, dünyanın en mütena ve mahsuldar toprakları olan  bu bölgedeki köyler ne olacaktır?.Bu köylerde bire kırk bire elli veren topraklar vardır. Bunlar Türk ve Müslüman malıdır. Bunlar hiç mevzubahis olmuyor’’der. Trabzon milletvekili Hüsrev bey ‘’Faik beyefendi Karaağaç meselesinden bahis buyurdular……Karağaç Edirnenin cüzüdür. Ondan başka yegane şimendifer istasyonudur. Nasıl bu bizim istasyon Ankaranın istasyonuysa, Karaağaçta tıpkıyle Edirnenin İstasyonudur. Onu oradan almak demek yavaş yavaş köy haline getirmek onu öldürmek demektir…..’’  der. Görüşmeler sonunda Karaağacın ve bölgenin bize bırakılmasında mutabık kalınarak Lozana dönülür. Lozan görüşmelerinde Karaağacın bizde kalmasına Yunanistan savaş tazminatı kılıfı uydurularak karar verilir. 24 Temmuz 1923'te antlaşma imzalanır.

Lozandan sonra Karaağaç;

Kurtuluş savaşı sonrasında Lozan antlaşması uyarınca mübadele gereği Batı Trakyadaki Müslüman halkın bir bölümü Karaağaç ve çevresine yerleştirildi. Lozan mübadilleri gelmezden önce ipek böcekçiliği ve bağcılık ..vs konularında gelişmiş olan Karaağaç da gayri Müslimlerin gitmesinden sonra bu işler yapılamamıştır. Çünkü Lozan mübadilleri bu işlere yabancıydı. Mübadiller bu bağları ve dut ağaçlarını söküp yerlerini tarla yaparak çiftçilik yapmaya başlarlar. İpek koza fabrika sahipleri fabrikalarını söküp buradan taşırlar. Bir müddet sonra ipek böcekçiliğinin önemini anlayan mübadiller şirket kurarak valilikten ipekböceği tohumları alarak bu işi öğrenmeye başlamışlar. Karaağaç, Türkiye’nin Yunanistan ile doğal sınırını oluşturan Meriç Nehri’nin batı yakasında kalan tek Türk toprağı oldu. Kurtuluş Savaşı’nın ardından Rumeli demiryolunun sadece 337 km lik bir bölümü Türk toprakları içerisinde kalabilmiştir. Bu sebeple de Karaağaç Tren istasyonuna İstanbul’dan ulaşabilmek için Yunan topraklarından geçme zorunluluğu ortaya çıkmıştır. Türkiye Cumhuriyeti Devlet Demiryolları Türk sınırı içerisinden geçen yeni bir demiryolu yaptırıncaya kadar Uzunköprü İstasyonu’ndan sonra Yunan topraklarından geçerek Karaağaç’a ulaşmaya devam etmişlerdir. 4 Ekim 1971 tarihinde işletmeye açılan 67 km’lik Pehlivanköy-Edirne hattı ile İstanbul-Edirne arasındaki bağlantı, doğrudan Türk topraklarından geçecek şekilde düzenlenmiştir. Karaağaç Tren Garı da kullanılmaz olmuştur. Günümüzde Edirnenin bir mahallesi olan Karaağaç semtindeki Tren Garı Trakya Üniversitesine devredilmiştir.

Sonuç itibarıyla, Zamanın teknolojisi demiryolu ve Tren Garının, Karaağaç köyünün gelişiminde bölgenin siyasi ve idari yönetiminde ne kadar önemli olduğu anlaşılmaktadır. Karaağacın ülkemiz açısından ülkemizin tapu senedi anlamına gelen Lozan antlaşmasında da önemi büyük olmuştur. Bunun anısına da Trakya Üniversitesine devredilen tarihi Tren Garı kampüsü içine Lozan Anıtı yapılmıştır.

Yıllarca ihmal edilen bu güzel semt Edirnenin ve bölgenin sebze yetiştiriciliğini yapmıştır.Neyazık ki Karaağacın yirmibin dekar tarım arazisi sulanabilir hale getirilememiştir. Zaman zaman vuku bulan taşkınlar dan zarar görmüş Karaağaç, açılan by-pass kanalıyla (taşkın sönümleme, sulama, rekreasyon ve enerji üretecek bir proje olmasına rağmen) tekrar eski günlerine ‘’Küçük Paris’’ olma imkanı yakalayabilir. Filibenin içibden geçen Meriç nehrinden şehir kenarında alınan by-pass kanalıyla harika bir rekreasyon sahası yaılmıştır. Bende bundan esinlenerek by-pass kanalını önerip bu hayalle yapılmasını arzu ettim. Sevgi ve saygılarımla

Yük müh Hüseyin ERKİN

DSİ Em. Böl. Müd. Yrd.

YORUM EKLE